Tema 3 Öğretim yöntemleri: yüz yüze

3.3 Aktarım: dinleyerek öğrenme

OEBPS/images/image0027.jpg

Figure 3.3.1 Sunum tekniği, sınıf öğretiminin en geleneksel biçimlerinden biridir. Görsel: Lecture Hall, Baruch College, New York City – Wikipedia

3.3.1 Tanım

[Sunumlar], dinleyicilerin bir şeyler öğrenmesini isteyen bir konuşmacı tarafından az ya da çok süren anlatımlardır.

Bligh, 2000

Bu tanım, eğitmenler ve öğrenciler arasındaki soru-cevap veya tartışma durumlarını teşvik edecek şekilde özel olarak tasarlanmış ders anlatımlarını kapsam dışında tutmaktadır. Bu tür daha etkileşimli ders anlatımları, bir sonraki konuda (Tema 3, Bölüm 4) ele alınacaktır.

3.3.2 Ders anlatımının kökleri

Ders anlatımının kökleri eski Yunan ve Roma’ya kadar uzansa da 13. Yüzyıl Avrupa’sında üniversitenin kuruluşundan itibaren ele alınabilir. ‘Ders anlatımı’ terimi, Latince ‘okumak’ anlamına gelmektedir. 13. Yüzyılda, kitapların büyük kısmına nadiren erişilebilirdi. Kitaplar, eski Yunan veya Roma’dan kalma nadir ve değerli koleksiyonlardan veya parçalardan ya da Arapça kaynaklardan tercüme edilmek suretiyle keşişler tarafından zahmetli bir şekilde el işçiliği ile yapılır ve resimlenirdi. Bu kaynaklardan faydalanılmasının nedeni, Roma imparatorluğunun çöküşünden sonra Karanlık Çağlarda Avrupa’daki çoğu belgenin yok edilmiş olmasıydı. Sonuç olarak bir üniversitede genellikle bir kitabın yalnızca bir kopyası bulunmakta ve hatta o kopya söz konusu kitabın dünyadaki tek kopyası olabilmekteydi. Dolayısıyla bir üniversitenin sahip olduğu kütüphane ve kitap koleksiyonu kurumun tanınırlığı ve itibarı için çok önemliydi. Eğitmenler kitapları kütüphaneden ödünç alır, derste öğrencilere okur ve öğrenciler de kendi kelimeleriyle ders anlatımını yazıya dökerlerdi.

Ders anlatımları, bilginin nesiller boyu ağızdan ağıza aktarıldığı çok daha eski bir sözlü öğrenme geleneğine dayanır. Bu bağlamda, ‘kabul görmüş olan’ bilginin başarıyla aktarılabilmesi için doğruluk ve güven (veya bilgiye erişimi kontrol gücü) kritik önem taşır. Güçlü hafıza, tekrar etme ve güvenilir kaynaklara atıf, aktarılan enformasyonun geçerliliğinin sağlanması açısından çok önemli bir hâl almaktadır. Eski Yunan’ın ve çok sonraları Vikinglerin büyük efsaneleri, bilginin sözel olarak aktarılabilirliğinin çok önemli örneklerindendir. Bu gelenek, birçok yerli topluluğun mitleri ve efsanelerinde bugün dahi devam etmektedir.

OEBPS/images/image0028.jpg

Şekil 3.3.2 Orta çağ’da ders anlatımı
Sanatçı: Laurentius de Voltolina;
Sanatçı: Laurentius de Voltolina; Liber ethicorum des Henricus de Alemannia; Kupferstichkabinett SMPK, Berlin/Staatliche Museen Preussiischer Kulturbesitz, Min. 1233

On üçüncü yüzyıldan kalan bu ilüstrasyon, 1233 yılında İtalya’daki üniversite öğrencilerine verilen bir dersi betimliyor. Burada çarpıcı olan nokta, betimlemenin günümüz sınıflarına ne kadar yakın olduğudur: bazı öğrenciler not alıyor, bazıları arkada sohbet ediyor ve bir öğrenci gayet rahat uyuyor. Öyle ki Rip Van Winkle 800 sene uyuduktan sonra modern bir sınıfta uyanmış olsaydı, `Neredeyim ben?’ sorusuna kesin olarak cevap verebilecekti.

Bununla birlikte ders anlatımı yöntemi yıllardır sorgulanmaya ve tartışılmaya devam etmektedir. 200 yıldan daha uzun bir süre önce Samuel Johnson (1709-1784) ders anlatımıyla ilgili şöyle demişti:

Bugünlerde insanlar … her şeyin ders anlatımıyla öğretilmesi gerektiği gibi garip bir düşünceye sahipler. Bu tür anlatımlar bir zamanlar faydalıydı ancak bugün herkes okuyabiliyor, istediği kitaba ulaşabiliyor; dolayısıyla ders anlatımları gereksiz bir hâl almaya başladı.

Boswell, 1791

Matbaanın, radyo, televizyon ve internetin icadından sonra bile, yetki sahibi bir eğitmenin bir grup öğrenciye hitaben konuşması olarak betimlenebilecek ders anlatımının, bilginin bir tıkla erişilebileceği dijital çağda birçok kurumda hâlen daha geçerli öğretim yöntemi olması dikkate değer… Bu kadar uzun süre var olmaya devam eden bir şeyin demek ki faydalı olduğu savunulabilir. Diğer taraftan, son yıllarda meydana gelen gelişmeler ve dijital çağın gerektirdiği bilgi ve beceri türleri de göz önüne alındığında, bilgi aktarımı yoluyla ders anlatımının hâla en uygun öğretim yöntemi olarak değerlendirilip değerlendirilmemesini gerektiğini sorgulamalıyız.

3.3.3 Ders anlatımının etkinliği konusunda araştırmalar ne diyor?

Samuel Johnson’ın fikrine katılalım veya katılmayalım, ders anlatım yönteminin etkinliği konusunda 1960’lardan itibaren önemli araştırmalar yapılıyor. Ders anlatımının etkinliği üzerinde yapılan en yetkin çözümleme Bligh (2000) tarafından yapılan araştırmadır. Çalışmasında ders anlatım yönteminin etkinliğini diğer öğretim yöntemleriyle karşılaştıran çok sayıda çalışma ve meta analizi incelemiş, çözümlemiş ve tutarlı sonuçlar elde etmiştir:

  • ders anlatımı, enformasyon aktarımı için kullanılan diğer yöntemler kadar etkilidir (elde edilen sonuç, video, okuma, bağımsız çalışma veya Vikipedi gibi farklı diğer yöntemlerin enformasyon aktarımında ders anlatımı kadar etkili olduğudur);

  • çoğu ders anlatımı, düşünmenin güdülenmesi açısından tartışma yöntemi kadar etkili değildir;

  • ders anlatımları, tutum veya değer değişikliği ya da bir konuya ilgi çekme konusunda genellikle etkisizdir;

  • ders anlatımları, davranışsal becerileri öğretmede nispeten etkisizdir.

Dikkat, ezber ve motivasyon üzerine yapılan araştırmaları da inceleyen Bligh, şu sonuca varmıştır (s.56):

Bir kez daha… en azından farklı yöntemlerle uyarım sağlanmadığı sürece… ders anlatımlarının süresinin yirmi ila otuz dakikadan fazla olmaması gerektiğinin kanıtlandığını gördük.’

Bu araştırmalar, enformasyonu anlamak, çözümlemek, uygulamak ve uzun süreli belleğe iletmek için öğrencinin materyal ile aktif olarak ilgilenmesi gerektiğini göstermektedir. Bir anlatımın etkili olabilmesi için öğrenciyi enformasyonu zihinsel olarak işlemeye yönelten etkinlikler içermesi gerekir. Bir çok eğitmen ders anlatımı süresince ara ara durup görüş veya soru sorarak bunu yapıyor olsa da çoğu ders anlatımlarında bu tür etkinlikler kullanılmamaktadır.

Uzun zamandır alan yazında var olan bu araştırma sonuçlarına, uzunluğu yaklaşık sekiz dakikayı geçmeyen You Tube videoları ya da en fazla 20 dakika süren TED konuşmalarına rağmen çoğu eğitim kurumu derslerin süresini 50 dakika veya daha uzun tutmaya devam etmektedir. Öğrenciler şanslıysa, bu derslerin sonunda soru-cevap veya tartışma için zaman ayrılmaktadır. Araştırmalardan elde edilen iki önemli sonuç vardır:

  • ders anlatımlarının tek amacı olan enformasyon aktarımı için bile olsa 50 dakikalık derslerin öğrencilerin soru sormalarına ve konuyla ilgili tartışmalarına izin verecek şekilde etkin olarak düzenlenmesi gerekmektedir (Bligh, bunun nasıl yapılacağına ilişkin olarak kitabında mükemmel örnekler vermektedir);

  • eleştirel düşünce, derin anlama ve bilginin uygulanmasının geliştirilmesi gibi dijital çağda ihtiyaç duyulan becerilere ilişkin diğer tüm önemli öğrenme etkinlikleri için ders anlatım yöntemi oldukça etkisizdir. Bunun için öğrencilerin aktif olarak yer aldığı etkinlikler ve tartışma fırsatları gibi diğer öğrenme ve öğretme biçimleri gereklidir.

3.3.4 Yeni teknolojiler ders anlatımlarını daha güncel hâle mi getiriyor

Yıllar içinde, eğitim kurumları ders anlatımlarını desteklemek amacıyla teknolojiye büyük yatırım yaptılar. Powerpoint sunumlar, çoklu projeksiyon cihazları ve ekranlar, öğrenci cevaplarını kaydeden ‘clicker’lar ve hatta Twitter üzerinden ‘karşılıklı sohbet’ gibi öğrencilerin ders anlatımıyla (bir konuşmacı için kesinlikle en kötü işkence şekli) ilgili gerçek zamanlı olarak yorum yapabilmesini sağlayan bir çok teknoloji denendi. Öğrencilerden sınıfa tabletleri veya dizüstü bilgisayarlarıyla gelmeleri istendi. Özellikle üniversiteler, son teknoloji ürünü derslikler ya da amfilere milyonlarca dolar yatırım yaptılar. Tüm bu çabalar, eşeğe altın semer vurmaktan başka bir şey değildi. Nitekim ders anlatımı yönteminin özü, bugün artık diğer medya biçimlerinde çok daha kullanıcı dostu platformlar üzerinden kolaylıkla ve ücretsizce gerçekleştirilebilecek enformasyon aktarımı olmaya devam ediyor.

Daha önce çalıştığım bir yükseköğretim kurumundaki bölümlerden birinde, öğrenciler sınıfa dizüstü bilgisayarlarıyla gelmek zorundaydı. En azından bu derslerde, öğrencilerin ders esnasında dizüstü bilgisayarlarını kullanmalarını gerektiren birtakım etkinlikler yapılabiliyordu. Buna rağmen, çoğu ders için bu etkinlikler ders süresinin yüzde 25’inden daha azını kapsıyordu. Dersin kalan süresinde öğrencilere ders anlatılıyor, onlar da bu arada bilgisayarlarını akademik olmayan işler için (çoğunlukla da çevrim içi oyunlarda) kullanıyorlardı.

Öğretim elemanları genellikle öğrencilerin cep telefonu veya tablet bilgisayarlar gibi teknolojileri dersle ‘alakasız’ işler için kullandığından şikayet eder; ancak burada gözden kaçırılan bir konu var. Eğer öğrencilerin çoğunun cep telefonu veya tablet bilgisayarı varsa neden hâla fiziksel olarak bizzat sınıfta bulunmak zorundalar? Neden dersin videosunu veya ses dosyasını cihazlarına indirip dinleyemiyorlar veya izleyemiyorlar? Eğer derse geliyorlarsa, öğretim elemanları neden bu öğrencileri cep telefonlarını, tabletlerini veya dizüstü bilgisayarlarını ders amaçlı (kaynak bulmak gibi) kullanmaları için yönlendirmiyor? Veya neden küçük gruplara ayırıp, o dersin konusuyla ilgili internetten araştırma yaptıktan sonra bulgularını sınıfın geri kalanıyla paylaşmalarını sağlamıyorlar? Eğer ders anlatım yöntemi kullanılacaksa, amaç ders anlatımının öğrencileri derse çekmesi ve böylece öğrencilerin dikkatinin ders dışı çevrim içi etkinliklerle dağılmamasını sağlamak olmamalı mıdır?

3.3.5 Dijital çağda ders anlatımının yeri yok mu?

Ders anlatımı yönteminin eğitimde hâla yeri var. Yeni göreve başlayan bir profesörün ilk dersine katılmıştım. Derste, profesör ekibiyle yapmış olduğu ve farklı kanser türlerinin yanı sıra birçok diğer hastalığın tedavisinde de kullanılacak olan araştırmasını özetledi. Halka açık bir anlatımdı; yani profesör yalnızca kendi alanının önde gelen diğer araştırmacılarını değil hiçbir bilim geçmişi olmayan, meslek dışından dinleyicileri de memnun etmek durumundaydı. Profesör, bu zorlu görevi mükemmel görseller ve benzetimler kullanarak başardı. Sunumun ardından, dinleyiciler için bir içecek- peynir organizasyonu yapıldı. Bu ders anlatımının etkili olmasının bir çok nedeni vardı:

  • ilk olarak arkadaşların, meslektaşların ve aile üyelerinin bir araya geldiği bir kutlama etkinliğiydi;

  • ikinci olarak 20 yıllık bir araştırma, tek ve bütüncül bir anlatımla bir hikâye olarak dile getirilmişti;

  • üçüncüsü, anlatım resim, grafik ve videonun uygun şekilde kullanımıyla desteklenmişti;

  • son olarak bu anlatımı hazırlarken ve dinleyicilerin kim olacağı hususunda düşünürken fazlaca emek harcamıştır. Hatta, denilebilir ki dersin alışılagelen anlatımlarından birinin hazırlığından çok daha ciddi bir hazırlıktır bu.

McKeachie ve Svinicki (2006, s. 58) ders anlatım yönteminin aşağıdaki durumlarda daha etkili olduğunu öne sürmüştür:

  • tek bir kaynakta bulunamayan güncel materyallerin sağlanması;

  • farklı kaynaklarda bulunan materyallerin özetlenmesi;

  • materyalin belli bir grubun ilgi alanına uyarlanabilmesi;

  • öğrencilerin kilit kavramları, ilkeleri veya fikirleri keşfetmesine yardımcı olması;

  • bir uzman gibi düşünmeyi göstermesi ve modellemesi.

Burada son nokta çok önemli… Öğretim elemanları ders anlatımının gerçek değerinin, bir akademisyenin bir konuya veya probleme nasıl yaklaştığını anlatan bir model ortaya koyduğunu savunurlar. Dolayısıyla ders anlatımının asıl önemi içeriğin (yani olguların, ilkelerin veya fikirlerin) aktarılması değil (ki bunu öğrenciler sadece okuyarak da elde edebilirler), o konu hakkında bir uzman gibi nasıl düşünüleceğini göstermesidir. Ders anlatımlarıyla ilgili bu argüman, üç yönden sıkıntılı olabilir:

  • öğrenciler ders anlatımının bu amacının nadiren farkında olduklarından, bu düşünce modellemesi yerine anlatılan içeriği ezberlemeye odaklanırlar;

  • öğretim elemanları, modellemeyi nasıl yaptıkları konusunda açık değillerdir (veya modellemenin kullanılabileceği diğer biçimleri de göstererek öğrencilerin karşılaştırma yapmasını sağlamayı başaramazlar);

  • öğrenciler, modellemenin farkında olsalar bile, uygulama olanağı bulamazlar.

Belki daha da önemlisi, McKeachie ve Svinicki’nin önerilerine bakıldığında, dijital çağda bu etkinlikleri öğretim elemanlarının değil de öğrencilerin yapması daha iyi olmaz mı?

Dolayısıyla evet, anlatım yönteminin etkili olduğu yerler var. Ancak ders anlatımı dijital çağın varsayılan öğretim modeli olmamalıdır. Nitekim, bir ders veya programın süresi içinde daha iyi öğrenme çıktıları verecek daha iyi öğretim yolları bulunmaktadır.

3.3.6 Ders anlatımları neden hâla en geçerli öğretim yöntemi olarak görülüyor?

Yukarıda konuşulanlar ışığında, ders anlatım yönteminin 21. yüzyılda hâlen daha tercih edilmesiyle ilgili birtakım açıklamalar yapmak gerekmektedir. İşte size bazı öneriler:

  • Eğitimin birçok alanında, özellikle de birçok ilköğretim okulunda ders anlatım yöntemi terk edilmiştir;

  • eğitim kurumları, ders anlatım modelini destekleyen fiziksel mekânlara (amfiler, derslikler) büyük yatırım yapmıştır. Eğer bu yöntem kullanılmazsa, bütün bu fiziksel mekânlara ne olacaktır? (Winston Churchill’in de söylediği gibi “Biz binalarımızı şekillendiririz, binalarımız da bizi“);

  • Kuzey Amerika’da, 13 haftalık bir dönem boyunca kredi başına haftada bir saatlik ders temeline dayalı Carnegie öğretim birimi kullanılmaktadır. Buna göre üç kredilik bir dersi öğretim programının kapsaması gereken 39 adet birer saatlik ders anlatımlarına bölmek kolay olmaktadır. Bu, öğretim içeriğinin ve kaynakların karar verildiği dayanaktır;

  • yükseköğretim düzeyindeki öğretim elemanları, başka bir öğretim modeli bilmemektedir. Alışagelmiş oldukları model budur ve öğretim elemanlarının istihdamı öğretme niteliklerine değil de araştırma veya diğer iş deneyimine bağlı olduğu için öğrencilerin nasıl öğrendiği konusunda bilgileri ya da diğer öğretim yöntemlerine ilişkin deneyimleri yoktur;

  • tek bilgi kaynağı ve konu uzmanı olma statüsünü pekiştirdiği için çoğu kişi sözlü öğretim geleneğini tercih etmektedir. Dışarıdan müdahale olmadan bir saat süreyle çok sayıda dinleyiciye insanın kendi fikirlerini anlatmak, kişisel olarak son derece tatmin edici bir deneyimdir (en azından ben ders anlatırken böyle hissediyorum);

  • bakınız bölümün başındaki Senaryo C.

3.3.7 Dijital çağ içinde ders anlatımlarının geleceği var mı?

Bu sorunun cevabı, ne kadar uzak bir geleceğe bakmak istediğimizle bağlantılı… Sistemin durağanlığı düşünüldüğünde, anlatım yönteminin önümüzdeki on sene daha baskın olacağı görülüyor; ancak ondan sonra, çoğu eğitim kurumunda haftada üç saatlik derslerin yer aldığı 13 haftalık dönemlerle eğitim yapmanın tarihe karışacağı düşünülüyor. Bunun birçok nedeni var:

  • tüm ders içerikleri kolaylıkla dijital hâle getirilebilecek ve çok uygun maliyetlerle erişilebilecektir (bk. Tema 11);

  • kurumlar gösterim, benzetim ve animasyon için dinamik videoları daha fazla kullanacak, Dolayısıyla çoğu içerik modülü çoklu ortam içeriyor olacaktır;

  • üçüncü olarak çoğu ders anlatımının temel mantığı olan içerik, ders organizasyonu ve yorumlama ögelerini çoklu ortam bileşenleri ve öğrenci etkinliklerinin yer aldığı açık ders kitapları sağlayacaktır;

  • son olarak ve belki de en önemlisi, öğretimin önceliği enformasyon aktarımı ve düzenlenmesinden bilgi yönetimine kaymış olacaktır. Bu yeni odak noktasında, bilginin bulunması, çözümlenmesi, değerlendirilmesi ve uygulanmasına ilişkin sorumluluk, nitelikli bir konu alan uzmanının yönlendirmesi altında öğrencilerin olacaktır. Proje tabanlı öğrenme, iş birliğine dayalı öğrenme ve durumlu ya da yaşantısal öğrenme çok daha yaygın olacaktır. Birçok eğitmen, ders anlatımına harcadıkları zamanı daha doğrudan, bireysel ve grup olarak öğrenmeyi desteklemek için tercih edecekler ve böylece öğrencileriyle daha fazla iletişim kurabileceklerdir.

Bunun anlamı ders anlatımlarının tamamen yok olacağı değildir elbette, ama zaman içinde çoklu ortam özelliklerinin de kullanıldığı, eş zamanlı veya farklı zamanlı verilen özel etkinlikler hâlini alacaktır. Özel etkinliklerden kast edilen:

  • bir profesörün son yaptığı araştırmanın sonuçlarını sunması,

  • bir dersin tanıtımı,

  • dersin belirli noktalarında öğrenme güçlükleri ile ilgilenilmesi, ya da

  • bir dersin son oturumu gibi etkinliklerdir.

Ders anlatımları, kendilerini tanıtmaları, ilgi alanlarını ve hobilerini paylaşmaları ve öğrencilerini güdülemeleri için eğitmenlere fırsat verir. Ancak bu anlatımlar, öğrencilerin çok daha büyük öğrenme deneyimlerinin nispeten küçük ama çok önemli bir parçası olacaktır.

Ders anlatımlarının rolü ve geleceği üzerine farklı bir bakış açısı için bakınız Christine Gross-Loh, 2016.

Kaynakça

Bates, A. (1985) Broadcasting in Education: An Evaluation London: Constables

Bligh, D. (2000) What’s the Use of Lectures? San Francisco: Jossey-Bass

Boswell, J. (1791), The Life of Samuel Johnson, New York: Penguin Classics (edited by Hibbert, C., 1986)

Gross-Loh, C. (2016) Should colleges really eliminate the college lecture? The Atlantic, 14 July

McKeachie, W. and Svinicki, M. (2006) McKeachie’s Teaching Tips: Strategies, Research and Theory for College and University Teachers Boston/New York: Houghton Mifflin

Etkinlik 3.3 Ders anlatımlarının geleceği

1. Ders anlatım yönteminin artık yok olmaya yüz tuttuğu konusunda hemfikir misiniz?

2. Tema 1’de tanımlanan dijital çağ becerilerine bir göz atın. Ders anlatım yöntemi bu becerilerin hangilerini geliştirmeye yardımcı olabilir? Bunun için yeniden tasarlanmaları veya değiştirilmeleri gerekir mi?

License

Icon for the Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License

Dijital Çağda Öğretim 2. Baskı by © 2019 Anthony William (Tony) Bates adına lisanslıdır is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License, except where otherwise noted.

Share This Book